İslami Sorulara Cevaplar

Biz Müslümanlar ve ehl-i kitap arasında oluşturulmaya çalışılan diyalog adı altında bir faaliyet var. Dinimizin bu faaliyete bakışı nasıldır?

Öncelikle ‘diyalog’ kelimesinden ne kastedildiğini ortaya koymamız gerekiyor. Sözlük manası ‘karşılıklı konuşma, görüşme’ vs. olan diyalog, batının kelimelere farklı misyonlar yükleyerek oynadığı oyunun bir parçası olmuştur. Diyalog kelimesiyle kastedilen, İslam geleneğinde de mevcut olan insanî ilişkilerde (komşuluk, ticaret, alış-veriş gibi…) ehl-i kitap ile bir arada yaşama durumu gerçekleşseydi, bu kelimenin hiçbir sakıncası olamazdı. Ancak pratikte uygulanan durum ve kelimenin önüne eklenen ‘dinler arası’ ifadesi bize bu kelimenin hiçte masum bir amaç için kullanılmadığını ortaya koyuyor.

Papa II. Paul 1991 yılında ‘Kurtarıcı Misyon’ isimli genelgesinde şöyle diyor: ‘Dinler arası diyalog, kilisenin bütün insanları kiliseye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır. Bu misyon aslında Mesih’i ve İncil’i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir.’

Yapılan projenin gayesini ortaya koyanlar bu gayeye nasıl ulaşacaklarını da çok iyi tasarlamışlardır. Projenin mimarlarından olan M.Watt, ‘Modern Dünya’da İslam Vahyi’ adlı çalışmasında, diyalogun birinci şartı olarak; ‘taraflar benim dinim son dindir’ anlayışından vazgeçmelidir, taraflardan biri böyle derse, diyalog olmaz.’ diyor. Aslında Watt’ın söylediği taraf, Müslümanlar tarafıdır, çünkü İslam’dan başka hiçbir din, kendisi için ‘son din, tek hak din’ iddiasında bulunmuyor. Müslümanlar için ise tek hak din İslam’ dır. Hiçbir Müslüman başka dinlerinde hak olduğunu söylemez. Zira bu apaçık bir sapmadır.

Hiç şüphesiz din, Allah katında İslam’dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki “kıskançlık ve hakka başkaldırma” (bağy) yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, (bilsin ki) gerçekten Allah, hesabı pek çabuk görendir.’1

Burada karşı çıkılan mesele ehl-i kitap la konuşma meselesi değildir. Aksine onların dinini de hak din gibi görme, onları zararsız ve kardeşimiz gibi görme fikrine karşı çıkılmasıdır.

Papa II. Paul 1991 yılında ‘Kurtarıcı Misyon’ isimli genelgesinde şöyle diyor: ‘Dinler arası diyalog, kilisenin bütün insanları kiliseye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır. Bu misyon aslında Mesih’i ve İncil’i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir.’

Kitap verilenlerden bir topluluk, sizleri şaşırtmayı arzu etti. Oysa kendileri şaşırıyorlar da farkına varamıyorlar.’2

Ey iman edenler! Eğer o kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, sizi inandıktan sonra kâfir ederler. ‘3

Bu projenin dine ve ümmeti zararı çok açıktır. Hıristiyanların inancında hiçbir şekilde tahribat yapmayan bu proje gittikçe Müslümanların inancında ciddi tahribatlara yol açmıştır.

  •  Bugün bir kısım Müslümanlar ‘Hrıstiyanlar da cennete girer’ diyor.
  •  ‘Muhammedur Rasulullah’ demeyen hoş görülebilir deniliyor.
  •  Hoşgörü konusunda hızını alamayan bazı Müslümanlar ‘Üç dinden herhangi birine inanmak yeterlidir… Ehl-i Kitap ile amentüde ittifak halindeyiz’ diyor.
  •  Üç din mensubunu kardeş yaparak İslam kardeşliği yok ediliyor
  •  Küfre ve zulme nefret duygusunu yok ederek, muhalefet yönünü kaybetmiş bir ümmet oluşturuluyor.
  •  Bu güne kadar hiç ortaya atılmamış yeni bir kavram ‘Müslüman Hristiyan’ kavramı ortaya çıkarılarak, insanlar cennetlik yapılıyor.
  •  İslam’ı ve Müslümanları ılımlılaştırarak dini tahrif etme projesine can suyu veriliyor.
  •  Cemaatlerle diyalog bırakılıp, kâfirle diyalog kurularak, vahdet oluşturma ve ümmet olma ideali baltalanıyor.
  •  Onların dinini din olarak meşrulaştırırken, İslam’a davetin önü tıkanıyor ve bu şekilde ehl-i kitabın Müslüman olmasına mâni olunuyor.
  •  Kur’an’dan ve Sünnetten fersah-fersah uzaklaşılıyor.
  •  Bediüzzaman ve Risale-i Nur’dan fersah fersah uzaklaşılıyor.
  •  Tebliğsiz diyalogun neticesinde oluşan hoşgörü ile küfür, kalplerde ve zihinlerde meşrulaşıyor.
  •  Diyalog yoluyla haktan (İslam’dan) destek alan batılın, ayakta kalma çabaları başarıya ulaşıyor.
  •  Ümmetin ortak değerleri (Ramazan-iftar vs.) yozlaştırılarak, ümmetin malı olmaktan çıkarılıyor ve böylece birlik zedeleniyor.
  •  ‘Dinler arası diyalog’ misyonerlik faaliyetleri hususunda da onları cesaretlendiriyor.
  •  Diyalog karşıtı olan Müslümanlara, ‘Harici, Karmati, Anarşist’ sıfatları verilerek, ağır ithamlarda bulunuluyor ve böylece Müslümanların arasına, (kâfirin yaptığı bir proje yüzünden) tefrika girdiriliyor.’4

Peki, biz Müslümanlara düşen görev tebliğ mi diyalog mudur?

BİZİM GÖREVİMİZ TEBLİĞDİR. Çünkü Kur’an-ı Kerim, bize ehl-i kitabın oyunlarını, plânlarını deşifre ederken onlara tebliğ yapmamızı da öğütlemektedir.

De ki: ‘Ey ehl-i kitap, bizimle sizin aranızda ortak olan bir kelimeye gelin! Allahtan başkasına kulluk yapmayalım, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp bir kısmımız, bir kısmımızı Rab’ler edinmeyelim.’ Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: ‘ Şahit olun, biz gerçekten Müslümanlarız.’5

Peygamberimizde ehli kitaba da davet, tebliğ metodunu takip etmiştir.

Bizans İmparatoru Heraklius’a:

‘Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla! Allah’ın kulu ve elçisi Muhammed’den Rumların başbuğu Heraklius’a: Allah’ın selamı hidayete girmiş bulunan kimse üzerine olsun. Buna göre ben seni tam bir İslam daveti ile (İslam’a) çağırıyorum. İslam’a gir, sonucunda selamet içinde olursun…

Rum Piskopos’a Mektubu:

‘Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, Ey Piskopos! Allah’ın selamı iman edenlerin üzerine olsun. Bil ki Meryem oğlu İsa, Allah(c.c)’ın saf ve temiz Meryem’e nasip edip verdiği ruhu ve kelimesidir.’6

Üstad Bediüzzaman’da İstanbul işgal altındayken, adeta alay edercesine diyalog kurmaya çalışan Anglikan Baş Piskoposluğuna verdiği cevapta ‘tükürün o ehli zulmün merhametsiz yüzüne’7 diyerek bu oyuna gelmeyeceğini ilan etmişti. Kendinden sonraki nesle ise Üstadın tavsiyesi çok daha çarpıcıdır. ‘Garp husumeti; İslam’ın ittihadına uhuvvetin inkişafına en müessir sebeptir, baki kalmalı’ diyerek Batıya nefretin kırılmaması gerektiğini vurgulamaktadır.

Bir proje yapılmış ve esasları belirlenmiştir. Böyle bir projeye sonradan dâhil olanların projenin esaslarını, ilkelerini belirleme imkânları yoktur. Müslümanların onların projelerine dâhil olmaktansa, kendi projelerini, Rablerinin Kitabından ve Peygamberlerinin pratiğinden almaları gerekmez mi? Batının emellerine hizmet eden diyalog yolunu takip etmektense, İslam’ın hedeflerine hizmet eden Tebliğ yolunu takip etmeleri gerekir.

 

 

  • 1:Ali imran 19
  • 2:Ali İmran 69
  • 3:Ali İmran 100
  • 4:Zaman Gazetesi
  • 5:Ali İmran 64
  • 6: İslam peygamberi- M.Hamidullah 1/338
  • 7:Tarihçe-i Hayat

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir